ŞİRİN BLOG BLOGEVİM


RehberTürk SPONSOR YENİ GÜNLÜK SİNEMA VE FİLMLER BİLGİ TV ADRES BANKASİ

MERHABALAR

BLOGEVİME HOŞGELDİNİZ SİZİ ŞÖYLE MİSAFİR SALONUNA ALALIM:RAHAT OLUN LÜTFEN UMARIM BLOGUMU BEĞENİRSİNİZ
Google

Ayvalık tostu, tadını büyükçe kesilen özel ekmeğinden alan bir yiyecek. Büyükşehirlerde bu isimle satılır fakat ekmeğinin Ayvalık'ta üretilen undan yapılmış olması gerekir çünkü tadını özel unundan alır.
Ekmeği fırından ayrıca alınabilir, bozulmaya karşı dayanıksızdır buzdolabında muhafaza edilmelidir. Ayvalık'ta her köşebaşında bulunabilir. İçine bilinen tost ekmeği çeşitlerinde olduğu gibi damak tadına uygun çeşitli tost malzemeleri konulabilir. Genellikle sosis, sucuk, kaşar, turşu, mayonez, ketçap malzemeli karışık olanı tercih edilir, malzemesinin bol olması belirgin özelliğidir




2/10/2008

Başbakan’ı operaya baleye gelmesi için teşvik ediyorum

Kültür ve Turizm Bakan Günay, “Türkiye’de siyaset insan üstü zaman istiyor, öfkeleniyor, hırçın söylemlere giriyor. Başbakan bir iki saat oturabilse en azından dinlenir” dedi

Şule TÜRKER / ANKARA


Siyasetin sol kanadından sürpriz bir şekilde AKP’ye geçen ve son 1 yıl 1 aydır Kültür ve Turizm Bakanlığı görevini sürdüren Ertuğrul Günay, AKP’den ayrılması durumunda siyaseti bırakacağını söyledi. Günay, “Zaten bir 15-20 yıl daha siyaset yapma niyetinde değilim. 70 yaşına gelmiş insanların hala gençmiş gibi siyasette dolaşmalarından irkiliyorum. Bu yüzden ben o eşiğe gelmeden önce bırakacağım” dedi. Günay’la siyaset, özel hayatı ve bakanlık faaliyetlerini kapsayan bayram sohbeti yaptık:

Başbakan, “Bayramın adı değişti, tatil oldu” dedi. Bu sözü Turizm Bakanı kimliğinizle nasıl değerlendirirsiniz?

Zaman değişince, gelenekler, alışkanlıklar, davranışlar değişiyor. Mecelle’de bir hüküm var “Zaman değişince hükümler değişir” diyor. Buna kendimizi alıştıracağız.

AKP’de siyaset yapmaktan memnun musunuz, “burada devam” mı diyorsunuz, yoksa “trenden inenler”den olabilir misiniz?

Burada devam etmezsem artık siyaset yapmam. Zaten aktif siyaseti tümüyle sonlandırmak konusunda iç karar verme eşiğindeydim. Şu anda yaptığım işten de, bulunduğum yerden de memnunum.

Herhangi bir rahatsızlığınız yok yani?

CHP’de, SHP’de bulunduğum dönemlerde de toplumun değerlerinden kopmayan, aynı zamanda yüzü geleceğe dönük bir siyasi akımın doğru olduğunu söyledim. Türkiye’nin asıl doğrultusu ekonomik gelişme, demokratik gelişme ve toplumsal dayanışmadır. Burada da onu söylemeye çalışıyorum. AKP bu çerçevede yürürse, bir zihni sıkıntı yaşamam. Zaten siyaseti bundan sonra bir 15-20 yıl yapmak niyetinde değilim. Kendime zaman ayırmaya çok fazla zamanımın kalmadığını düşünüyorum.

Baykal’a gönderme...

Niye böyle karamsarsınız?

Öyle. Türkiye’de 70 yaşına gelmiş insanların siyasette hâlâ gençmiş gibi dolaşmalarından irkiliyorum. Kendim o eşiğe gelmeden önce bırakacağım.

Kendinizi AKP’de nasıl görüyorsunuz?

Duruşumun da, çizgimin de çok içselleştirildiğini görüyorum. AKP, Türkiye’de siyasetin tükendiği bir dönemde kurulmuş ve bir umut olarak doğmuş olan bir parti. Yeni parti çizgisini sürdürdüğü müddetçe de büyümeye devam edecektir.

Neden Başbakan ve bakanları operada, balede ya da konserlerde göremiyoruz?

En önemli neden yoğunluk. Siyasetle ilgili insanlara çok sayıda başvuru var. Onları en azından telefonla karşılamak gerekiyor ve bu çok zaman alıyor. Zaten siyasetçiler hayatı erteliyor. Hepimiz yaşamımızı erteliyoruz. Ve iş işten geçiyor sonunda. Yani kendimize çok fazla bir şey kalmıyor.

Kabine arkadaşlarınızın kültürel etkinliklere katılmaları konusunda davetiye göndermek dışında bir çabanız oluyor mu?

Israrla “Gelin” diyorum, “Geleceğiz” diyorlar ama gelemiyorlar. Türkiye’de siyaset insan üstü yorucu bir iş. Öyle olduğu için de zaman zaman siyasetçi öfkeleniyor, sesini yükseltiyor, olmaması gereken hırçın söylemlerle karşılaşıyor insanlarımız. Batı ülkelerinde siyasetçi, eşini yanına alıp hafta sonu tatile gidiyor. Bizim hafta sonlarımız ise Anadolu gezileriyle geçiyor.

Cumhurbaşkanı Gül niye yer almıyor kültürel aktivitelerde?

Alıyor. Son olarak Dali sergisine gitti. Ankara Müzik Festivali’nin açılışında da birlikteydik.

Ama hiç Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserinde görmedik?

Kasım başında resmi açılış yapacağız, Cumhurbaşkanı da gelecek. Ama Başbakan’ın inanılmaz bir yoğunluğu var. Ben kendisini teşvik ediyorum gelsin diye bu tür yerlere, bir iki saat koltukta oturabilse en azından dinlenir, ihtiyacı da var. Birbirimize telkin ediyoruz ama zamanı çok iyi kullanamıyoruz. Ya da biraz kendinize zaman ayırdığınız zaman, başkalarının hakkını çalıyormuşsunuz gibi bir iç duygu oluyor. Güzel bir şey değil bu, medeni değil, doğulu bir tavır ama böyle işte.

Turizme tahsis edilen yeni orman alanı yok

Orman alanlarının turizme tahsisi 80’lerde Turizm Teşvik Yasası ile başlamış bir süreç. Geçmiş yıllarda bazı yanlışlar olmuş olabilir. Göreve başladığımda Anayasa Mahkemesi’nin bir iptali sözkonusuydu. AYM’nin gösterdiği sınırlar çerçevesinde bir düzenleme yaptık. Hatta 25 yıldan beri olmayan kurallar getirdik. Bir bölgede ormandan bir alanın tahsis edilmesi için uygun başka bir Hazine arazisinin olmaması şartını aradık. Belli sınırlar getirdik. Verdiğimiz yeni bir orman arazisi de yok. İddia ile söylüyorum, dönemimde herhangi bir orman alanı haksız biçimde kattiyen turizme ya da başka bir hizmete tahsis edilemez.

İstanbul’a gelene ‘şehir kartı’ verilecek

İstanbul’a gelen turistlere havaalanında bilgilendirme kitapçığı vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Tur operatörlerinin gezi güzergahlarına arkeoloji müzesini koyması için konuşacağız. İstanbul’a gelen turistler için “kontörlü şehir kart” uygulamasını başlatacağız. Turist bu kartla Ayasofya, Topkapı, Yerebatan, Karya, Arkeoloji Müzesi’ni gezebilecek... Antalya’ya 8 milyon ziyaretçi geliyor ama Antalya Arkeoloji Müzesi’ne 500 bin kişi gitmiyor. Niye gitmiyor bunu dert etmiş vaziyetteyim ama şu anda elimde sihirli bir çözüm yok.

AKM’yi yıkmayacağız yeniden yapacağız

ön çalışma vardı. O çalışmayı AKM’nin proje müelliffleri de yeniden değerlendirdiler. Ciddi bir bütçe çıktı ortaya. Yıkmayacağız ama neredeyse yıkıp yeniden yapmak kadar bir büyük bütçe çıktı, 50 milyon Euro’nun üzerinde. AKM’yi teknik ve estetik bakımdan ciddi biçimde yenileyeceğiz. 2009’un sonuna bitirmeye çalışacağız.

Kumarhaneler açılsın diyenler var

Sektörden bu yönde talepler geliyor zaman zaman, çok özel mekanlarda ve bizim yurttaşlarımızın girip çıkmasının engelleneceği bir sistem içinde böyle bir düzenleme yapılmasının çok gelir getireceği söyleniyor. Şimdilik buradan gelen eksik olsun gibi bakıyoruz.

Sanatçılar devlet memuru olmamalı

burada şöyle bir sıkıntı var bakanlık bir dönem sanatı desteklemek için devlet memurluğu mantığı içinde sanat etkinlikleri yapmaya başlamış. O zaman, bugünkü düzene teslim oluyorsunuz. “Bu işi özerkleştirelim” dediğiniz zaman, “Devlet elini çekiyor mu?” oluyor. Desteğin sanata yapılması, sanatçıların memur statüsünden kurtulması çerçevesinde bir çıkış arıyorum, ama henüz o formül önümde değil.

‘Sayılı gün geçecek’ diyorum!


Eşiniz temponuzdan şikayetçi mi?

Evet (gülüyor). Eşimle baş başa kalıp, yürüyüş yapmak gibi bir özlemim var içimde. Ben de şikayet ediyorum tempomdan ama bir tevekkülüm var içimde, “sayılı gün geçecek” diyorum.

Kitap okuyor musunuz?

Eskiden bir hayli okuyordum, şimdi masamın üzerindeki dosyaları okuyorum...

Şu anda okuduğunuz bir kitap var mı?

Abdülhamid’in ressamı Zonaro’nun resimleriyle ilgili bir sergi açıldı İstanbul’da. Zonaro, Türkiye’den ayrıldıktan sonra anılarını yazmış, onu okuyorum. Bir de Şerif Mardin okumaları üzerine bir çalışma var, onu okuyorum. Bu arada Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni de eve götürdüm, eşim başladı. Romanları önce o okuyor.


Fazıl Say’a tepki: Nazım çok iyi biliniyor oratoryaya ihtiyacı yok

FazIl Say, Frankfurt Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında bestesinin sahnelenmemesine, “Türkiye’yi tanıtmak bakımından Nazım Hikmet Oratoryosu büyük önem taşımaktaydı ama bakanımız bunu iptal etti. Sanata destek olmak lazım, engelleyici değil” sözleriyle tepki gösterdi. Bu program neden iptal edildi?

Bir şeyin iptal olması için, kararlaştırılmış ve sonra bozulmuş olması gerekir. Biz bir karar sürecindeydik ve ilgili komite, Adnan Saygun’un Yunus Emre Oratoryosu’nu uygun gördü, ben de doğru buldum. Moskova’da, Nazım Hikmet Oratoryosu ile açılış yaptık. Bir sanatçının, “illa da benim eserim” demesindeki ısrarı ötekilere haksızlık sayıyorum. Kaldı ki Nazım Hikmet çok biliniyor, bir oratoryoya ihtiyacı yok.,kaynak,vatan





27/9/2008

AKP'de Fırat rahatsızlığı

AKP’liler önceki günkü tartışmada Fırat’ın hakkındaki iddiaları çürütümediği kanaatinde

Meclis’te önceki gün yapılan ‘büyük düello’da AKP’liler Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ı, CHP’liler de Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nu başarılı buldu. Ancak, AKP’de Kılıçdaroğlu’nun ortaya çıkardığı ‘kırmızı hat belgesi’ rahatsızlık yarattı. AKP’liler en kısa sürede Fırat’ın bu konuda da açıklama yapmasını bekliyor. MHP ve DTP ise Fırat’ın Kılaçdaroğlu’nun iddialarına tatmin edici yanıtlar vermediği görüşünde

Fırat ile Kılıçdaroğlu’nun, Meclis çatısı altında bir araya gelip tartışmasının yankıları dün de sürdü. Tartışma sonrasında AKP’liler Fırat’ı, CHP’liler ise Kılıçdaroğlu’nu kutladı. Başbakan Tayyip Erdoğan da Fırat’ı kutlamak amacıyla telefonla aradı.

Tartışmayı izleyen AKP’lilerde en çok MENAS firmasının, gümrükte şüpheli şirketlere ait TIR’ların didik didik arandığı ‘kırmızı hat’tan çıkarılmasını isteyen yazının altında Fırat’ın isminin yazılı olması rahatsızlık yarattı. Belgeyi Fırat’ın ilk kez gördüğünü belirten bazı AKP’liler, adının bilgisi dışında konabileceğini öne sürdü. CHP’li vekille belgelere Fırat’ın tatmin edici yanıtlar veremediğini ifade ederken, AKP’liler CHP’nin belgeleri çarpıttığını öne sürdü.

AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, CHP’li Kılıçdaroğlu’nun geçmişte iyi bir hesap uzmanı olduğunu ifade ederken, “Müthiş şekilde kamuoyunu aldatmıştır, meslektaşlarından ve kamuoyundan özür dilmelidir” görüşünü dile getirdi. Elitaş, “Fırat’ın çifte fatura düzenlediğini itiraf etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna da, “Türkiye’de tek fatura uygulanır. Başka fatura olmaz. Onu İhracatçılar Birliği Başkanı’na sorarsanız cevap verirler” yanıtını verdi.

Arınç: Yeri Meclis değil

Eski TBMM Başkanı AKP’li Bülent Arınç ise, tartışmanın Meclis’te yapılmasını eleştirdi. “Meclis, bunun yeri değil. Kesinlikle sayın Toptan buna izin vermemeliydi” diyen Arınç, Meclis’te konuşma yerinin sadece kürsü olduğunu söyledi. Bu gerginliğin ne iki milletvekiline ne de partilerine bir faydasının olacağını kaydeden Arınç, şöyle konuştu: “Siz bu iddialarınızda çok ısrarlıysanız, bunlarla bir suç işlendiğine gerçekten inanıyorsanız, bunların belgelerini yayınlar ve bu işle ilgili adli yargıya müracaat ederseniz. Yoksa bilmediğimiz, okuyamadığımız, irtibat kuramadığımız, elden ele dolaşan kâğıtlarla, biz Meclis’te mahkeme kurmadık ki. Neredeyse bu tartışma müşterek bahse dönüşecekti..”

Fırat ikna etmedi

MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı da, düeollonun yerinin yanlış olduğunu söyledi. “TBMM düello alanı değil hizmet üretme alanıdır” diyen Paçacı şöyle konuştu:
“Tartışmanın galibi yoktur ama mağlubu siyaset kurumudur. Kılıçdaroğlu’nun iddialarının büyük bir kısmına Fırat ikna edici yanıtlar veremedi. Her şeyden önce 2000’li yıllarda yapılan ve mahkeme kararıyla tescil edilen hayali ihracat suçlaması cevapsız kaldı. Gümrüğe yazılan yazı cevapsız kaldı. Fırat’ın bu iddialara yanıt verebilmesi gerekirdi.”

Şüphe doğurucu belgeler

DTP Batman Milletvekili Bengi Yıldız da, şüphe doğurucu belgeler olduğunu vurgulayarak, Fırat’ın özellikle hayali ihracat iddiası ve bununla ilgili belgeye yeterli yanıt veremediğini söyledi. Yıldız, şöyle dedi: “Fırat’ın hayali ihracat iddiasına tatminkâr yanıt verememesi kamuoyunda şüphe yarattı. Ayrıca bugün AKP’nin il ve ilçe teşkilatlarının yolsuzluğa bulaştığını görüyoruz. Bölgede Deniz Feneri gibi yüzlerce olayı yaşadık, gördük. Ancak AKP, DTP’ye karşı bölgede güçlendirilmek isteniyor ve bu nedenle görmezlikten geliniyor. Bölgede iki müfettiş gidip incelesin yolsuzluğun boyutunu görürüz” diye konuştu. Yıldız uyuşturucuyla ilgili iddiayı ise tatminkâr bulmadığını söyledi. (Radikal),kaynakvatan

24/9/2008

Patronlardan kriz uyarısı

Patronlardan kriz uyarısı

Erdoğan pembe tablo çizdi, işdünyasından uyarı geldi
Erdoğan pembe tablo çizdi, işdünyasından uyarı geldi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan önceki gün yaptığı ekonomi değerlendirme toplantısında, şu an Türkiye tarihinin en güçlü ekonomik yapısına sahip olunduğunu belirtmiş ve Türkiye’nin bu krizden en az etkilenen ülke olarak çıkacağını hatta süreci fırsata dönüştüreceğini savunmuştu. Ancak dün iş dünyasının önde gelen temsilcileri kriz sürecinde Türkiye’nin ciddi sarsıntılar yaşayabileceğini belirterek sert uyarılarda bulundular. Güler Sabancı “Kriz dünyada büyümeleri, likiditeyi etkileyecek. Bu ikisi de Türkiye’nin ihtiyacı olan şeyler” diye konuştu. İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince meslek hayatında böyle bir kriz görmediğini belirterek “Uzun vadeli dış borç bulmak neredeyse imkansız hale geldiği gibi kısa vadede de kaynak bulmakta zorluk yaşanıyor” dedi. Önceki gün İstanbul’da ortak meclis toplantısında biraraya gelen meslek örgütlerinin başkanları da “Ekonominin bereketi kaçtı” tespitinde bulundu

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz

SabancI Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, dünyada finansal piyasalarda yaşanan son gelişmeleri “çok büyük bir deprem” olarak nitelendirdi ve “Bunun sonunda daha çok denetim, gözetim ve regüle (düzenleme) olan finansal piyasalar göreceğiz. Benim beklentim hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dedi.

Etkileri 2009’a sarkar

Güler Sabancı, dünyada ve Türkiye yaşanan son ekonomik gelişmeleri dün Ankara’da düzenlenen resepsiyonda değerlendirdi. Krizin derinleştiğini ancak bu derinliğe ulaşmasını kendilerinin de beklemediğini kaydeden Sabancı, “Ama yine de ’krizin boyutlarını henüz tam bilmiyoruz’ demiştik. Nitekim hakikaten ciddi boyutlarda olduğu son dönemlerde ortaya çıktı” dedi.

Finansal piyasalarda “çok büyük bir deprem olduğunu” ifade eden Sabancı, “ortalığın henüz yatışmadığını” ancak yatıştırmak için başta Amerika olmak üzere dünya merkez bankalarının büyük çaba gösterdiğini anlattı. Güler Sabancı, krizin Türkiye’yi nasıl etkileyeceğine yönelik soruya da “Hiç etkilenmeyeceğiz diye bir şey söz konusu olamaz. Dünyadaki bu büyük dalga, bu kriz büyümeleri etkileyecek, likiditeyi etkileyecek. Bu ikisi de Türkiye’nin ihtiyacı olan şeyler. Türkiye’nin büyümeye de ihtiyacı var, likiditeye de ihtiyacı var. Dolayısıyla iki türlü de etkileneceğiz” karşılığını verdi. Sabancı bu yılın yüzde 4’ün altında bir büyüme ile kapatılacağının sinyallerinin geldiğini de ekledi.

Sabancı, bu noktada Uluslararası Para Fonu (IMF) ile bir anlaşma yapılmasını arzu ettiğini de sözlerine ekledi.

Ben böyle bir kriz görmedim

İŞ Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, yaşanan finansal çalkantı ile ilgili olarak, “Meslek hayatımda bununla kıyaslanabilecek hiç bir kriz yok. Böyle bir kriz görmedim” ifadesini kullandı.

Özince, piyasalarda yaşanan krizi dün katıldığı bir televizyon programında değerlendirdi. Özince’nin konuşmasından dikkat çeken noktalar şöyle:

* Krizle ilgili bir öngörüde bulunmak kolay değil. Ama şunu söyleyebilirim: Benim meslek hayatımda bununla kıyaslanabilecek hiç bir kriz yok. Üstelik yaşanan güven bunalımı yönü de dikkate alınırsa kolay kolay biteceğe benzemiyor.

* Nasıl biter derseniz... Her ülke biz etkilendik mi sorusunu kendisine sormalı, etkilerini ortaya çıkarmalı ve bu etkileri ortadan kaldırmalı. Rating şirketlerinin de bunu teyit etmesi lazım ki piyasadaki güven yeniden oluşsun.

* ABD’nin yürürlüğe koyacağı 700 milyar dolarlık plan çok büyük hareket ama ben bir bankacı olarak muhataplarımın sıkıntılarının bittiğini söyleyemem.

* Dış finansmanda kısa vadeli işlemlerde dahi ciddi sıkışıklık var. Uzun vadeli dış borç bulmak neredeyse imkansız hale geldiği gibi, kısa vadede de kaynak bulmakta zorluk yaşanıyor.

* Borçlanma maliyetleri hiç tereddütsüz arttı. Bankalar o maliyetleri katlanarak görecek. Türkiye’nin proje finansmanı için uzun vadeli fonlara ihtiyacı var ve kaynak oluşturmak geçmişteki gibi kolay olmayacak.

* Bankaların kredi verme iştahı çok azaldı. Son birkaç haftaya kadar durum bu kadar ciddi değildi ama Lehman’ın iflası ve piyasalardaki aşırı ısınma hepimizi ciddi şekilde güçlü likidite politikalarına yönlendirdi. Bu durum çoğunluğu orta ve uzun vadeli olan kredi taleplerini etkileyecek

* Bankacılıktaki kredi arzı yaşanan süreçten çok etkilenecek.

Tofaş’ta üretim 8 Ekim’e kadar durdu

TofaŞ, Avrupa’da yaşanan ekonomik durgunluk nedeniyle azalan siparişleri göz önüne alarak Şeker Bayramı öncesi 3 iş günü, sonrasında 3 iş günü üretime ara verecek. Tofaş’tan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’na (İMKB) yapılan açıklamada, fabrikanın, Avrupa’da yaşanan ekonomik durgunluk nedeniyle azalan yurt dışı siparişleri göz önüne alarak, Şeker Bayramı öncesinde 3 iş günü ve sonrasında 3 iş günü üretimine ara vereceği duyuruldu.

Açıklamada, Şeker Bayramı tatilini de kapsayacak şekilde fabrikanın 24 Eylül 2008 tarihinden itibaren 7 Ekim 2008 tarihi dahil olmak üzere tatile çıkacağı, 8 Ekim 2008 tarihinde üretime başlanacağı kaydedildi. Bu dönemde, nöbetçi personel ile sadece bakım ve revizyon çalışmalarının gerçekleştirileceği belirtildi.

Bahar bitti kışa girdik

Denİz Ticaret Odası (DTO) Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan, çok ciddi bir duraksamayla karşı karşıya bulunduklarını belirterek, “Denizcilik sektörü genel olarak krizi en önce hisseden sektördür. Son 2-3 aydır yavaşlamıştık. Son 15 gündür dünya piyasalarında yaşanan hadise de arkamızdan geldi. Biz de konvoya katıldık. Bizim için bahar bitti, kışa girdik” şeklinde konuştu. Kalkavan 17 milyon DWT ağırlığında gemi siparişi verildiğini, Türkiye’nin payına son dönemde sadece 20 bin DWT düştüğünü, yakında tersanelerin işsiz kalacağını söyledi.

Kemer özel sektörün boynunda

Türkİye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, küresel finans kriziyle ilgili olarak, “(Benim borcum, harcım yok. Bu iş beni ilgilendirmez) demeyin. Bu iş, domino taşı gibidir. Biri devrilmeye başladı mı diğerini de tetikler” dedi. Hisarcıklıoğlu, İstanbul ili oda/borsa ortak meclis toplantısında yaptığı konuşmada, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Deniz Ticaret Odası ve İstanbul Ticaret Borsası meclis üyelerine kriz dersi verdi. ABD’de patlak verip tüm dünyaya yayılan krizi hazırladığı özel sunum ile en başından bugüne kadar özetleyen Rifat Hisarcıklıoğlu iş dünyasına da şu uyarıları yaptı:

* Artık düşük faizli kredi bulmak mümkün değil. Bunu böyle bilin.

* Kriz herkesi etkileyecek, hepimize bir faturası olacak. Bundan kaçmak mümkün değil.

* Avrupa daralıyor, yeni pazarlar bulmamız lazım. Borç vadeniz ile alacak vadeniz uyumlu olsun.

* Alacağınız dolar ise borcunuz da dolar olsun. Gayrimenkul ve emtia fiyatları gerileyecek.

* Finansman müdürünüzle iş geliştirme müdürünüze iyi bakın, onlara ihtiyacınız olacak.

* Büyüme olmayan ekonomide işsizlik, yoksulluk, huzursuzluk, kavga olur. O yüzden büyümeye endekslenmemiz lazım.

24/9/2008

Vakit'ten müthiş senaryo!..

Vakit yazarı Abdurrahman Dilipak, Eruygur'un tahliyesi ile ilgili akılalmaz bir senaryo yazdı

VAKİT YAZARI KENDİNİ AŞTI

Vakit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, inanılmaz bir kompla teorisi yazdı. Dilipak’a göre, Ergenekon sanığı emekli paşa Şener Eruygur, Ergenekoncular tarafından hastanelik edildi! Yine Dilipak’ın iddiasına göre, Eruygur, çok şey bildiği için ortadan kaldırılmak istendi. Böylelikle Eruygur’un ölümünün ardından pek çok suç onun üzerine yıkılacak ve dosya kapatılacak. Dilipak'a göre Eruygur belki de öldü. Eruygur'u öldürenler cenaze törenini de düzenleyecek. Katiller laik oldukları için arkasından Fatiha bile okumayacaklar!..

İşte Dilipak’ın inanılmaz iddiaları:

Şener Eruygur’un beyninde kanama ve boynunun 3 yerinde kırık varmış. Eruygur'un sağ yanağında da çarpma sırasında yırtık meydana gelmiş.
Adam komada.

-Yok canım oraya bir başkasını getirmişlerdir, bu arada Eruygur pırrr.. Sen sağ ben selamet.. Yarın öldü diye öteki adamı gömerler, bu iş biter.

Geçmişte de oldu bu işler. Bir eroin kaçakçısı Gümüşsuyu’nda bir otelden atlayıp intihar ediyor. Savcı geliyor tesbit yapıyor, intihar ettiğine karar veriliyor. Ailesi gelip morgda tesbit yapıyor. Cenaze ailesine mühürlü, çinko bir tabutla teslim ediliyor.. Ailesi cenazeyi alıp memleketine götürüp gömüyor. Bir süre sonra savcıya bir ihbar. İntihar etti denen adam İspanya’da. Araştırıyorlar, adam başka bir kimlikle yaşıyor.. Savcı gidip cesedin gömüldüğü mezarlıktaki mezarı açtırıyor. Tabut boş!

Peki o adam yaşıyorsa ölen kim? Ceset nerede? O kişiyi kim öldürdü?

Eruygur’un ayağı kayıp düşünce nasıl kafatası hasar görüyor, yetmedi boynunu 3 yerinden kırıyor ve sağ yanağını parçalıyor. Birileri içeri girip, bu çok şey bilen önemli sanığı, tanıklık etmesinden korktukları için ortadan kaldırmış olamaz mı? Böylece birçok işin emrini veren kişi olarak suçlanabilir ve öldüğü için de dosya kapatılabilir.. Yani Ergenekon sanığı, Ergenekon’un kurbanı olabilir mi?

Herhalde olay raporu yayınlanacaktır. Ne zaman, nereden, nasıl düşmüş..

Bizim tarihimiz bir sürü cinayetle doludur. 1.70’lik adamı, 1,5 metrelik yerde asılarak intihar ettirirler.

Sultan Abdülaziz biliyorsunuz iki bileğini birden keserek “intihar” etti!?

Zaten daha şimdiden bir yandan öldü haberleri geliyor, bir yandan da “Yok, hâlâ komada” deniyor.. Bu adamlar için cinayet işlemek çok sıradan bir şey..

Şimdi içeridekilerin can güvenliğini sağlamak gerek. Düne kadar devrim yapmak için kolları sıvayan şehir şehir dolaşan bir adam, nasıl oluyor da merdivenden düşüp kafasını, boynunu kırıyor?

Bir arkadaş, her şeyde bir komplo arayan basının Eruygur konusunda sessiz kalmasının da bir komplo olduğu düşüncesinde.. Hani sokak kapkaççılarını bile MOBESE ile yakalıyoruz, şu kadar tutuklu, gardiyan ve muhtemelen güvenlik kamerası ile izlenen daracık bir yerde bu işin nasıl olduğunun herhalde mantıklı bir izahı olacaktır.

Kuşkusuz bunların hiçbiri doğru olmayabilir.. Ama açıklanan gerçek inandırıcı gelmeyince halk bu komploları üretiyor.. Bu senaryolar artık sokakta konuşuluyor.. Göreceksiniz, biraz zaman geçsin daha ne senaryolar üretilecek.. Yani, Eruygur ölmüş de olabilir, yaşıyor da olabilir.. En azından artık tutuklu bulunduğu yerde değil. Sonunda sağlık sebebi ile tahliyesine de karar verildi. Yani en azından artık tutuklu değil.. Eğer gerçekten infaz edildi ise, büyük ihtimalle en çok ağlayan ve görkemli bir cenaze töreni için en çok koşturanlar arasında bu işi tezgahlayanlar da olacaktır.

Belki de ailesi sessiz bir defin yapacaktır. Herhalde bu aşamadan sonra top arabası ile taşınacak hali yok. Sonunda “Nasıl bilirsiniz” diye önümüze getirip koyacaklar.. Laikler için ayrı bir mezar, ayrı bir cami yok ki! ADD’lilerin birçoğunun, Eruygur’un arkasından Fatiha okuyacaklarını da sanmıyorum, olsa olsa alkışlarla uğurlarlar! Okkır’dan sonra Eruygur, bu arada İP Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever’den sonra şimdi de Hurşit Tolon’un tahliyesi gündemde.. İlsever “hasta” çıktı, şimdi sapasağlam, “dava” uğruna koşuyor.. Biliyorsunuz, YARSAV Başkanı da hasta! Bu hastalıklar dikkat çekici.

Tolon’un rahatsızlığı belli: Kalp! Hapishaneye girerken kalbi turp gibiydi, ama şimdi hasta raporu ile serbest bırakılması gündemde.. Oysa daha düne kadar durum şöyleydi: “Mevcut Koroner Anjiyografik ve Ventrikülografik bulgular değerlendirildiğinde sonucun birkaç önemsiz plak dışında normal olduğu izlenmiştir. Mevcut haliyle koroner arter hastalığı bulguları için asprin dışında herhangi bir ilaç kullanılmasına gerek yoktur. Sonuçlar tamamen normale yakın olup, günlük ağır efor dahil her türlü faaliyeti yapabilir.”

21/9/2008

Moda’da protesto eylemine devam

GÖKHAN KARAKAŞ İstanbul

Tarihi Moda İskelesi’nde uygulanan içki yasağını protesto eylemine bu hafta da devam edildi. Eylemi yabancı televizyonlar da izledi

Moda’daki protesto eylemine bu hafta da katılım fazla oldu.


Tarihi Moda İskelesi’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Beltur’a devredilmesinin ardından iskeledeki kafede başlatılan içki yasağı, önceki gece yine protesto edildi. Eylemi Alman ZDF kanalı ile Finlandiya’nın devlet televizyonu olan YLE’nin temsilcileri de görüntüledi.
Moda İskelesi önünde önceki gece toplanan kalabalık, önce çeşitli sloganlar atarak içki yasağının sona erdirilmesini istedi. “Türkiye’yi yobazlara bırakmayacağız, ışığını al da gel” ve “Yobazlığa karşı sevgilini al da gel”, “AKP’yi istemiyoruz” sloganlarıyla bir araya gelen kalabalık adına açıklama yapan eczacı Melih Ziya Sözen şunları söyledi:
“BELTUR ve Milli Saraylar işletmesindeki tesislerde içki yasağına karşı buluşuyoruz. Bu hafta da yobazların sevmeye ve sevilmeye karşı insanlık dışı uygulamalarını teşhir etmek için tüm sevgililere çağrıda bulunduk. Ayrıca, indirimli ve ücretsiz sağlık hizmeti veren Kadıköy Belediyesi’nin cezayla sonuçlanabilecek bir soruşturmaya uğraması bizlerde ‘Siyasi baskı mı’ sorusunu uyandırmaktadır. Demokrasi ve hukuk mücadelesi açısından belediyemize sahip çıkıyoruz.”
Haydarpaşa Garı ve çevresiyle banliyö tren hattının devre dışı bırakılmak istendiğini de öne süren Sözen, “İmar rantının örneği olarak Moda’da yükselen Corner Otel’in çevreye zararını hatırlatırız. Her hafta Kadıköy ve Moda halkına kapatılan tarihi iskelenin mızraklı kapısının bir an önce kaldırılmasını isteriz” dedi.

Hayyam’lı mesaj
Eyleme kendilerine Avcılarlı Anarşistler adını veren 15 kişilik grup da destek verdi. Grup, Ömer Hayyam’dan okudukları dizelerle hükümete ve içkiyi yasaklayanlara gönderme yaparken büyük alkış aldı. Polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı eylem olaysız sona erdi.
Eylemi Alman ZDF kanalı ile Finlandiya’nın devlet televizyonu olan YLE’nin temsilcileri de görüntüledi. Moda’daki eylem bir süredir Avrupa basınında da geniş yer buluyordu,,kaynak,milliyet
« Önceki ::