ŞİRİN BLOG BLOGEVİM


RehberTürk SPONSOR YENİ GÜNLÜK SİNEMA VE FİLMLER BİLGİ TV ADRES BANKASİ

MERHABALAR

BLOGEVİME HOŞGELDİNİZ SİZİ ŞÖYLE MİSAFİR SALONUNA ALALIM:RAHAT OLUN LÜTFEN UMARIM BLOGUMU BEĞENİRSİNİZ
Google

Ayvalık tostu, tadını büyükçe kesilen özel ekmeğinden alan bir yiyecek. Büyükşehirlerde bu isimle satılır fakat ekmeğinin Ayvalık'ta üretilen undan yapılmış olması gerekir çünkü tadını özel unundan alır.
Ekmeği fırından ayrıca alınabilir, bozulmaya karşı dayanıksızdır buzdolabında muhafaza edilmelidir. Ayvalık'ta her köşebaşında bulunabilir. İçine bilinen tost ekmeği çeşitlerinde olduğu gibi damak tadına uygun çeşitli tost malzemeleri konulabilir. Genellikle sosis, sucuk, kaşar, turşu, mayonez, ketçap malzemeli karışık olanı tercih edilir, malzemesinin bol olması belirgin özelliğidir




21/9/2008

Böyle eylem görülmedi!

CİHANBEYLİ AA

Doğa Derneği ve Atlas dergisi, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan, son yıllarda önemli oranda küçülen göle dikkat çekmek için "Tuz Gölü’ne Sadakat Yolculuğu" düzenledi

Doğa Derneği üyeleri gölün kuruyan alanında dev bir "İmdat" yazısı yazdı. Derneğin Genel Müdürü Güven Eken, "Bilinçsiz tarımsal sulama yüzünden Konya Kapalı Havzası’nda her yıl bir Tuz Gölü’nü kaybediyoruz. Yani bölgede her yıl Tuz Gölü kadar su yok oluyor" dedi. İstanbul, Ankara, Konya gibi çeşitli illerden Tuz Gölü’ne kıyısı bulunan Konya’nın Cihanbeyli ilçesine gelen çok sayıda kişi, bir zamanlar suyla kaplı Tuz Gölü alanını gezdi. Eken, "Havzada her yıl bir milyar metreküp suyun kullanılması gerekiyor. Ancak tarımsal amaçlı 1 milyar 600 milyon metreküp su çekiliyor. Bilinçsiz tarımsal sulama yüzünden heba edilen 600 milyon metreküp suyu kaybetmesek Tuz Gölü’nün yüzeyini kaplar. Damla sulama gibi sistemlerle su tasarrufu sağlamazsak, iki milyon yaşındaki Tuz Gölü gibi göllerimizi kaybetmeye devam edeceğiz" dedi.,kaynak,milliyet

21/9/2008

Yalıkavak’ta korku dolu saatler

ak’ta korku dolu saatler

YAŞAR ANTER Bodrum DHA

Yalıkavak beldesindeki çöplükte çıkan yangında çocuklar ve kadınlar alevlerin ortasından güçlükle kurtarıldı

Muğla Bodrum'a bağlı Yalıkavak beldesi çöplüğünde dün sabaha karşı çıkan yangın, belde halkına ve çöplük alanı yakınlarında yaşayan ailelere kâbus yaşattı. 9 baraka ve 1 kamyonun kül olduğu yangında çocuklar ve kadınlar alevlerin ortasında kaldı.
Yoğun duman altında kalan Ali - Ayşe Cankır çiftinin 20 günlük bebeği Gülseren bulunamayınca da büyük panik yaşandı. Küçük bebeğin, yanmaya başlayan çadırın önündeki bebek arabasında unutulduğu ve uyur durumda bulunduğu ortaya çıktı. Yalıkavak Belediyesi, çevre belediyeler ve özel şirketlere ait itfaiye araçlarıyla söndürme işçilerinin müdahale ettiği yangının çevredeki tarım arazilerina sıçraması son anda önlendi. 

3 işçi zehirlendi
Rüzgârın sık sık yön değiştirmesi nedeniyle belde yoğun duman altında kaldı. Çöplükte sık sık meydana gelen patlamalar nedeniyle de jandarma güvenlik önlemleri aldı. Yoğun dumandan etkilenen 3 işçi zehirlenerek tedavi altına alınırken, bazı otellerde kalan turistler de sahile çıkarak yangını izledi. Yaklaşık 5 saat süren çalışmalar sonucu alevler sabahın ilk saatlerinde söndürülebildi.,kaynak,milliyet

19/9/2008

Rusya ile gümrük sorunu çözüldü

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, Türkiye ve Rusya arasında imzalanan gümrük protokolüyle iki ülke arasında yaşanan ''gümrük krizinin'' makul bir yol bulunmak suretiyle çözüme kavuşturulduğunu bildirdi.

Bakan Yazıcı, Gümrük Müsteşarlığı ile Rusya Federasyonu Federal Gümrük Servisi arasında, ''Gümrük İşlemlerinin Basitleştirilmesine'' yönelik imzalanan protokolle ilgili düzenlediği basın toplantısında, oluşturulan Basitleştirilmiş Gümrük Hattı (BGH) uygulaması hakkında bilgi verdi.

Protokol kapsamındaki bilgi değişiminin BGH uygulamasına tabi ticaret erbabınca yapılacak işlemlere ait bilgilere dayalı ve o bilgilerle sınırlı olacağını ifade eden Yazıcı, BGH'nin, tüm taşıma türlerini ve malları içerecek genel bir uygulama olacağını belirtti.

BGH'nin ''gönüllülük'' esasına dayalı olarak Türk ve Rus firmalarına uygulanacağını kaydeden Yazıcı, tarafların, BGH'ye katılmayan firmalara yönelik olarak bu protokolün gönüllülüğe dayalı ruhunu zedeleyecek çelişkilerden kaçınacağını söyledi.

Protokol kapsamında bilgi ve veri değişiminin hiçbir aracı olmadan doğrudan taraflar arasında yapılacağını, BGH'nin şeffaf, öngörülebilir olacağını ve ayrımcılık içermeyeceğini belirten Yazıcı, BGH uygulamalarının Türkiye ve Rusya'ya karşı herhangi bir haksız rekabete yol açmayacağını vurguladı.

''GÖNÜLLÜLÜK'' ESASI
Öngörülmüş ''gönüllülük'' esasına göre Rusya'yla ticaret yapan Türk firmaları ve tacirlerinin isterlerse ihraç ettikleri ürünün tüm bilgilerini verebileceğini belirten Yazıcı, ''Bunu vermesi halinde de tabiri caizse VIP uygulamasıyla Rusya'ya ihracat yapabilecek'' dedi.

Bu çerçevede, ''fatura ve gümrük tarife bilgisini'' veren firmalara, Rusya gümrük idarelerinde birtakım kolaylıklar sağlanacağını ifade eden Yazıcı, bu kolaylıkları şöyle sıraladı:

''-BGH'ye dahil olmayan Türk ve Rus şirketleri ile Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu'nda gümrük beyanı yapan diğer şirketlere kıyasla gümrük noktalarında öncelik geçiş,

-Uygun olduğu durumlarda ayrı hatların kullanımı yoluyla gümrükleme zamanının kısalmasına yol açacak şekilde kolaylaştırılmış gümrük işlemleri,
-Kaçakçılık ve gümrük suçları ile mücadele gereklilikleri dışında gümrük muayenesinden muafiyet,

-BGH'ye katılan firmalara dış ticaret operasyonlarında banka garantisini kullanma imkanı,

-BGH'ye katılan şirketlerin eksik belge sunması ve bilahare bu eksik belgeleri tamamlayacaklarına dair taahhütte bulunmaları halinde kargo beyannamelerinin tarafların gümrük idarelerince kabul edilebilmesi.''

Bakan Yazıcı, taşıma belgelerinde ''TIR karnesi, hava konşimentosu, CMR'' gibi yer alan bilgileri önceden veren firmalara, yapılacak belge kontrolünde, sunulan belgelerin uygun olması halinde fiziki gümrük kontrolü yapılmayacağını söyledi. Yazıcı, bu kontrolün gerekmesi halinde gümrük işlemlerinin, yığılmaları azaltmak amacıyla en kısa sürede tamamlanacağı, rutin ve makul bekleme sürelerini aşmayacağını kaydetti.

''GÜMRÜK KRİZİNE MAKUL BİR ÇÖZÜM''

Bu çerçevede BGH'ye katılacak firmaların Rus gümrüklerinde beklemeksizin, belge kontrolleri dışında kapsamlı gümrük muayenelerine tabi tutulmaksızın ve hatta diğer firmalara nazaran öncelik elde ederek, işlemlerini çok kısa sürede tamamlayabileceklerini belirten Yazıcı, bunun da hali hazırda Rusya'da yaşanan ''gümrük krizi'' olarak adlandırılan sorunun çözümü anlamını taşıdığını ifade etti.

Yazıcı, protokolün imzalandığı dünden itibaren Rusya'nın, çimento, mineral gübreler, araba parçaları, alüminyum hariç adi metaller, karton ve karton mamulleri ve oyuncak gibi ürünlerden tam kontrolün kaldırılacağını taahhüt ettiğini bildirdi. Yazıcı, ''Bu protokolle Türkiye ile Rusya arasında yaşanan gümrük krizi makul bir yol bulunmak suretiyle çözüme kavuşturulmuştur'' dedi.

Protokolün imzalanmasının önemli ancak tarafların protokolü uygulamasının çok daha önemli olduğuna dikkati çeken Yazıcı, protokolün uygulamasının, 3 ay içinde tekrar yapılacak görüşmelerle detaylandırılacağını söyledi.,,kaynak,sabah

AA

19/9/2008

Yeni bir kapatma davası olabilir

Deniz Feneri davası ve Türkiye'deki tartışmaları, Almanya'nın dışındaki Avrupa basınına da yansımaya başladı.

The Economist dergisi, AKP'nin, kısaltmasının "beyaz" anlamına gelmesiyle övündüğünü ancak artık durumun değiştiğini öne sürerek "Bir dizi yolsuzluk iddiaları, AK Parti'nin dürüstlük imajını kirletiyor" diye yazdı. The Times ise, "Türkiye'deki iktidardaki parti, bir yıldan az bir süre içerisinde ikinci defa kapatma davası ile karşı karşıya kalabilir" iddiasında bulundu.

ECONOMİST: GÜRÜLTÜYE RAĞMEN ERDOĞAN'IN POPÜLARİTESİ ÇOK YÜKSEK

İngiltere'de yayımlanan haftalık The Economist dergisinin son sayısında Deniz Feneri davasına ilişkin "O kadar ak değil mi?" başlıklı bir analize yer verildi. Türkiye'de hükümet yolsuzlukları iddialarına ilişkin artan bir kavganın yaşandığı belirtildiği analizde şunları yazıldı:

"Türkiye'de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AK), kısaltmasının Türkçede "beyaz' veya "temiz' anlamına gelmesiyle övünmeyi seviyor. Ancak artık değil. Bir dizi yolsuzluk iddiaları, AK Parti'nin dürüstlük imajını kirletiyor."

The Economist, Deniz Feneri kuruluşunun, karıştığı skandal ile ilgili olarak "çok çamur" atıldığını belirtirken Almanya'daki mahkemenin, Deniz Feneri davasının 3 sanığını 18.6 milyon euroyu hortumlamaktan mahkum ettiğine dikkat çekti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "muhalifleri"nin paranın bir bölümünün, hükümete yakın Kanal 7'ye aktarıldığını öne sürdüklerini kaydeden dergi, ancak mahkemenin, AK Parti ile bir bağlantıya ilişkin kanıt bulmadığını da belirtti.

İngiliz dergi, Erdoğan ile Doğan grubu arasındaki tartışmalara da yer verdiği analizinde Başbakan Erdoğan'ın kullandığı ifadelere ilişkin olarak adı açıklanmayan bir Avrupalı Büyükelçisine aften "Acaba oruç, sinirlerini bozmuş olabilir mi?" diye yazdı.

AKP'nin geçen Temmuz ayında kapanmaktan kıl pay ile kurtulduğunu anımsattıktan sonra dile getirilen bazı yolsuzluk iddialarının sonuç vermeye başladığı belirtilen analizde Şaban Dişli'nin AKP'deki görevinden istifa etmek zorunda kaldığına dikkat çekti.

The Economist, Ali Bulaç'ın Deniz Feneri olayının "travma" yarattığı açıklamasını aktardığı analizinde Çalık Holding'in kısa bir süre önce bir devlet bankasının verdiği "cömert" kredi ile Türkiye'nin ikinci büyük medya grubunu satın aldığını, Erdoğan'ın 29 yaşındaki damadının da "Çalık'ın Ceo'su" olduğunu yazdı. Dergi, şu değerlendirmeyi de yaptı:

"Gürültüye karşın anketler, Erdoğan'ın yüzde 50 civarındaki popülaritesiyle rakiplerinin açık farkla önünde gittiğini gösteriyor. Doğan Holding hisselerinin değeri ise, büyük ölçüde düştü."

TİMES: AKP İLE LAİKLER ARASINDAKİ 6 YILLIK SAVAŞ SONA ERMEDİ

Deniz Feneri sorununu da değerlendiren İngiliz The Times gazetesi, olayın, Türkiye'de yeni "siyasi çalkantılar"ı yaratabileceği yorumunu yaptı. Gazete "Türkiye'de iktidardaki parti, bir yıldan kısa bir süre içinde ikinci defa bir kapatma davası ile karşı karşıya kalabilir" dedi.

Gazete şöyle devam etti:

"Ön soruşturma olsa da ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hakkında resmi bir davanın bulunmamasına karşın hukuk uzmanları, mahkemenin, Almanya'da faaliyet gösteren Deniz Feneri Vakfı'ndan zimmete geçirilmiş para aldığını kanıtlaması halinde otomatik olarak kapatabileceğini söylüyorlar."

AKP'nin söz konusu vakıf ile bir bağ olduğunu reddettiğine dikkat çeken gazete, Deniz Feneri olayının, Erdoğan ile Doğan grubu arasında "zararlı" olabilecek bir kavga alevlendirdiğini kaydetti.

The Times, AKP'nin Temmuz ayında kıl pay ile kurtulduğu kapatma davası ile parti ile laik sistem arasındaki "altı yıllık güç mücadelesinin doruğa ulaştığı"nı savunarak "Şimdi ise kapatma olasılığının yeniden ortaya çıkması, savaşın sona ermekten uzak olduğunun işaretidir" yorumunu yaptı. ,,kaynak,sabah

(ANKA)

19/9/2008

Ergenekon davası ve Deniz Feneri

Türkiye Almanya'daki Deniz Feneri davasının sonuçlarıyla ciddi bir sarsıntı yaşadı. Yardım amacıyla toplanan paraların kişisel veya siyasi amaçlar için kullanılmış olması, toplumun geniş kesiminin vicdanında yara açtı.
Bu muhafazakar kesim için ciddi bir travmadır.
Yüzleşilmesi, üzerine gidilmesi gereken bir olay bu.
Sadece karşı suçlamalar veya iddialarla bu gelişme kapatılamaz.
İnançlı insanların bağışlarını kendi kişisel amaçları için kullanan herkes, bunun hesabını vermek zorundadır.
Bu yürütülmekte olan Deniz Feneri soruşturmasıyla ilgili bölüm.
İkinci soruşturma ise, aralarında emekli orgenerallerin, ünlü isimlerin bulunduğu Ergenekon soruşturması.
Bu soruşturmada Danıştay saldırısından hüküm giyen Osman Yıldırım'ın itirafları ile Amerika'nın İstanbul Konsolosluğu'na düzenlenen saldırının perde arkasına ilişkin ipuçları olayın boyutunun büyüyeceğini gösteriyor.
Aslında SABAH daha ilk gün soruşturmanın kilit isimlerinden biriyle görüşme yapmış ve Konsolosluk saldırısının Ergenekon koktuğunu manşetinden duyurmuştu.
Deniz Feneri davası Ergenekon soruşturmasını haklı olarak arka planda bıraktı.
Ama bırakmaması gerekir.
Çünkü Ergenekon Türkiye'de demokratik düzenin devamı ve bireylerin yaşama hakkıyla ilgili bir davadır.
Türkiye faili meçhulleri ile, aykırı seslerinin şu veya bu şekilde susturulması ile yakın tarihini oluşturmuş bir ülke.
Burada adına kontrgerilla veya Ergenekon deyin, kendilerine özel görev ve yetki vehmeden ve kamu görevlilerinin koruması altında hareket eden kimi insanların hem hakim, hem savcı hem de infaz memuru görevi üstlenip idam fermanları çıkarıp yerine getirdiğini görüyoruz.
Bu kendine çağdaş demokratik düzeni hedefleyen, hukuk devleti ilkesini yücelttiğini ileri süren bir ülkeye yakışmayan bir tablodur.
Türkiye çift yönlü bir hukuk sınavındadır. İnanç adına yola çıkıp insanları dolandırmayı hedefleyen bir yapı ile vatanseverlik adına yola çıkıp hukuk dışı yollara başvurmayı kendine hak gören yapıyı tasfiye etmek durumundadır.
Türkiye'nin çağdaş, demokratik, laik bir hukuk devleti olma yolunda ilerlemesinin önündeki en büyük engel bunlardır.
Sadece Deniz Feneri'ni görüp Ergenekon'u es geçersek veya Ergenekon'u görüp Deniz Feneri'ne hoşgörüyle yaklaşırsak, uzun vadede hukukun üstünlüğü ilkesine ihanet etmiş oluruz.
Bu ülke cemaat veya vatanseverlik adına hukuk dışına çıkmayı hoş görmekten vazgeçmeli, hangi kimlik adı altında olursa olsun, hukuk dışı yollara başvuranlardan hesap sorma dönemini başlatmalıdır.
Hukuksuzluğun, kirliliğin ideolojisi yoktur.
Sadece ideoloji veya inançları kendi çıkarları için kullanan insanlar vardır, bunlar da her koşul altında yargı önünde hesap vermelidir.,,kaynak,sabah
« Önceki :: Sonraki »